Ipek
New member
Murat hemen plan yaptı:
“Elektrik gelene kadar jeneratörü çalıştıracağız. Önce buzdolabını koruyacağız, sonra dükkânlardaki önemli cihazları kontrol edeceğiz.”
Zeynep ise apartmandaki yaşlı komşuları düşündü.
“Önce Hatice Teyze'ye bakalım. Ev çok sıcak.”
Derya çocukları topladı.
Cemil Usta ise dükkânın önüne sandalye çıkardı.
Bir süre sonra herkes aynı yerde oturuyordu.
Murat kablolarla uğraşıyor, Zeynep insanları kontrol ediyor, Derya çocukların sorularını cevaplıyor, Cemil Usta ise eski günleri anlatıyordu.
Güneş yavaş yavaş alçalıyordu.
Cemil Usta torununa:
“Bak,” dedi. “Feylûle denilen zamanın ilginç tarafı bu. İnsan günün bittiğini zanneder ama aslında gün henüz bitmemiştir.”
Derya sordu:
“Yani ikindi sonrası bir geçiş zamanı mı?”
“Belki de.”
“Peki neden insanlar bu zamanda uyumayı önemsemiş?”
Cemil Usta cevap vermeden önce düşündü.
“Belki de bazı insanlar günün son bölümünü kaçırmak istememiştir.”
Bu cümle bana oldukça düşündürücü geldi.
Çünkü bazen insan yalnızca uykuda birkaç saat kaybetmez.
Bir konuşmayı kaçırır.
Bir çocuğun anlattığı şeyi duymaz.
Bir yakınının yardıma ihtiyacı olduğunu fark etmez.
Bir işi tamamlamayı erteler.
Ya da tam tersine, bedeninin gerçekten dinlenmeye ihtiyacı olduğu hâlde kendini zorlar.
Demek ki mesele “uyumak mı, uyanık kalmak mı?” kadar basit değildir.
Mesele, hangi zamanda neye ihtiyacımız olduğunu fark edebilmek olabilir.
Feylûle Dinen Yasak Bir Uyku mudur?
Bu soru forumlarda sıkça yanlış anlaşılabiliyor.
Feylûle kavramını, “İkindiden sonra uyumak haramdır” şeklinde kesin bir dinî hükme dönüştürmek doğru değildir.
Özellikle Bediüzzaman'ın eserindeki feylûle tasnifi, uyku zamanlarının manevî ve günlük hayat açısından değerlendirilmesi bağlamındadır. Bu kullanım, doğrudan “beş vakit namazın bir parçası” veya bağımsız bir fıkıh vakti anlamına gelmez.
Namaz vakitleri konusunda ise farklı bir sistem söz konusudur. Öğle, ikindi, akşam gibi vakitler fıkıhta belirli astronomik ölçütlerle tanımlanır.
Bu nedenle:
“Feylûle vakti ne zaman?” → İkindi namazından sonra akşam vaktine kadar olan dönemle ilişkilendirilen uyku/dinlenme zamanıdır.
Ama:
“Bu vakitte uyumak kesin olarak yasaktır.” → Böyle genel ve kesin bir hüküm çıkarmak doğru değildir.
Asıl mesele, kavramın hangi kaynakta ve hangi anlamda kullanıldığını bilmektir.
Tarih Bize Zamanın Herkes İçin Aynı Olmadığını Gösteriyor
Eski toplumların günlük hayatını düşünün.
Elektrik yok.
Telefon yok.
Gece boyunca açık dükkânlar yok.
İnsanların büyük bölümü güneşin doğuşu ve batışıyla daha yakından ilişkili bir hayat sürüyor.
Böyle bir dünyada “vakit” sadece saat üzerindeki rakam değildi.
Güneşin konumu, sıcaklık, gölge, ezan, pazarın açılması, hayvanların beslenmesi, tarladaki iş ve aile hayatı birbirine bağlıydı.
İslâm medeniyetinde namaz vakitlerinin hesaplanması da zaman ölçümünün gelişmesine katkı sağlayan önemli alanlardan biri olmuştur. İlm-i mîkāt adı verilen gelenekte güneş, ay ve yıldızlardan yararlanılarak özellikle namaz vakitlerinin belirlenmesi üzerine çalışmalar yapılmış; zaman hesaplamaları için çeşitli tablolar hazırlanmıştır.
Bu açıdan feylûle kelimesine bakınca aslında yalnızca “bir uyku türü” görmüyoruz.
Bir medeniyetin zamanı nasıl algıladığını da görüyoruz.
Bugün ise zamanı telefon ekranındaki dakikalarla ölçüyoruz.
17.00 toplantı.
17.30 mesaj.
18.00 trafik.
18.45 market.
19.15 yemek.
Günün akışını gökyüzünden değil, takvim uygulamasından okuyoruz.
Belki de bu yüzden eski zaman kavramları bize biraz yabancı geliyor.
Peki Feylûle Vaktinde Uyuyalım mı?
Burada tek bir cevap vermek yerine kişinin kendi hayatını düşünmesi daha doğru.
Gece yeterince uyuyan bir insan ikindi sonrası kısa bir uykuya ihtiyaç duymuyorsa kendisini sırf “feylûle” kelimesini duyduğu için uyumaya zorlamasının anlamı yok.
Öte yandan gece çalışmış, yorulmuş veya gün içinde uykusuz kalmış bir kişinin kısa süreli dinlenmeye ihtiyaç duyması da tek başına garip bir şey değildir.
Burada belirleyici olan uyku ihtiyacının kendisi ve bunun kişinin günlük hayatına etkisidir.
Asıl dikkat edilmesi gereken, özellikle uzun ve geç saatlere kayan uykuların kişinin gece uykusunu bozup bozmadığıdır.
Çünkü “eski insanlar böyle yapardı” demek, her davranışın herkes için bugün de aynı şekilde uygulanması gerektiği anlamına gelmez.
Tarih bize fikir verir.
Fakat günlük hayatımızın şartlarını da hesaba katmamız gerekir.
Hikâyenin Sonunda Saat Kaçtı?
Elektrikler nihayet geldiğinde güneş neredeyse batmak üzereydi.
Murat jeneratörü kapattı.
Zeynep Hatice Teyze'ye tekrar uğradı.
Derya defterini açıp bir şeyler yazmaya başladı.
Cemil Usta ise dükkânının duvarındaki eski saati düzeltti.
Derya:
“Dede, şimdi anladım galiba,” dedi.
“Feylûle sadece uyku değil.”
Cemil Usta gülümsedi.
“Bazen bir kelimenin anlamını sözlükten öğrenirsin. Bazen de hayatın içinde.”
O gün eve dönerken güneş batmak üzereydi.
Bir süre gökyüzüne baktım.
Feylûle hakkında araştırmaya başladığımda aklımdaki soru “Saat kaçta başlıyor?” şeklindeydi.
Fakat araştırmanın sonunda soru değişmişti:
“Günün hangi bölümünü fark etmeden geçiriyorum?”
Belki de eski insanların zamanı bizden daha yavaş yaşamasının sebeplerinden biri buydu. Günün bölümlerini yalnızca saatlerle değil, hayatın ritmiyle de ayırıyorlardı.
Bugün ise bazen sabah ile akşam arasındaki saatlerin nasıl geçtiğini bile anlamıyoruz.
Bu yüzden feylûle kelimesi bana yalnızca ikindi sonrası uykusunu değil, günün sonuna yaklaşırken insanın kendisine dönüp bakabileceği bir eşiği hatırlatıyor.
Kısaca Feylûle Vakti Ne Zamandır?
Toparlarsak:
- Feylûle, özellikle Bediüzzaman Said Nursî'nin uyku tasnifinde kullanılan bir kavramdır.
- Bu kullanımda ikindi namazından sonra başlayıp akşam vaktine kadar olan dönemle ilişkilendirilir.
- Kaylûle ile aynı değildir. Kaylûle daha çok öğle civarındaki dinlenme veya uyku anlamında kullanılır.
- Feylûle, namazın müstakil bir vakti değildir.
- “Feylûle vakti geldiğinde uyumak kesinlikle haramdır” şeklinde genel bir hüküm çıkarmak doğru değildir.
- Bu kavramı anlamak için dinî kaynak, tarihî kullanım ve günlük hayat bağlamını birbirinden ayırmak gerekir.
- Günümüzde ise uyku konusunda kişinin gece uykusu, çalışma düzeni ve bireysel ihtiyacı ayrıca dikkate alınmalıdır.
Benim bu hikâyeden çıkardığım en ilginç sonuç şu oldu:
Bazen “hangi saatte uyumalıyım?” sorusundan önce “hangi saatte gerçekten dinlenmeye ihtiyacım var?” sorusunu sormak gerekiyor.
Siz hiç ikindi sonrasında kısa bir uykuya daldığınızda akşamın nasıl değiştiğini fark ettiniz mi?
Ya da çocukluğunuzda büyüklerinizin “İkindiden sonra yatma” dediği oldu mu?
Belki de bu kelimenin en güzel tarafı tam burada: Bizi yalnızca eski bir uyku alışkanlığına değil, kendi günlük hayatımızdaki zaman duygusuna bakmaya davet ediyor.
Kaynak atıflarını metin içinde tutarlılaştırCinsiyet rollerini daha dengeli ve özgünleştir
Kaynak atıflarını metin içinde tutarlılaştır
Cinsiyet rollerini daha dengeli ve özgünleştir
Hikâye ve açıklama bölümlerini daha sıkı bağla
“Elektrik gelene kadar jeneratörü çalıştıracağız. Önce buzdolabını koruyacağız, sonra dükkânlardaki önemli cihazları kontrol edeceğiz.”
Zeynep ise apartmandaki yaşlı komşuları düşündü.
“Önce Hatice Teyze'ye bakalım. Ev çok sıcak.”
Derya çocukları topladı.
Cemil Usta ise dükkânın önüne sandalye çıkardı.
Bir süre sonra herkes aynı yerde oturuyordu.
Murat kablolarla uğraşıyor, Zeynep insanları kontrol ediyor, Derya çocukların sorularını cevaplıyor, Cemil Usta ise eski günleri anlatıyordu.
Güneş yavaş yavaş alçalıyordu.
Cemil Usta torununa:
“Bak,” dedi. “Feylûle denilen zamanın ilginç tarafı bu. İnsan günün bittiğini zanneder ama aslında gün henüz bitmemiştir.”
Derya sordu:
“Yani ikindi sonrası bir geçiş zamanı mı?”
“Belki de.”
“Peki neden insanlar bu zamanda uyumayı önemsemiş?”
Cemil Usta cevap vermeden önce düşündü.
“Belki de bazı insanlar günün son bölümünü kaçırmak istememiştir.”
Bu cümle bana oldukça düşündürücü geldi.
Çünkü bazen insan yalnızca uykuda birkaç saat kaybetmez.
Bir konuşmayı kaçırır.
Bir çocuğun anlattığı şeyi duymaz.
Bir yakınının yardıma ihtiyacı olduğunu fark etmez.
Bir işi tamamlamayı erteler.
Ya da tam tersine, bedeninin gerçekten dinlenmeye ihtiyacı olduğu hâlde kendini zorlar.
Demek ki mesele “uyumak mı, uyanık kalmak mı?” kadar basit değildir.
Mesele, hangi zamanda neye ihtiyacımız olduğunu fark edebilmek olabilir.
Feylûle Dinen Yasak Bir Uyku mudur?
Bu soru forumlarda sıkça yanlış anlaşılabiliyor.
Feylûle kavramını, “İkindiden sonra uyumak haramdır” şeklinde kesin bir dinî hükme dönüştürmek doğru değildir.
Özellikle Bediüzzaman'ın eserindeki feylûle tasnifi, uyku zamanlarının manevî ve günlük hayat açısından değerlendirilmesi bağlamındadır. Bu kullanım, doğrudan “beş vakit namazın bir parçası” veya bağımsız bir fıkıh vakti anlamına gelmez.
Namaz vakitleri konusunda ise farklı bir sistem söz konusudur. Öğle, ikindi, akşam gibi vakitler fıkıhta belirli astronomik ölçütlerle tanımlanır.
Bu nedenle:
“Feylûle vakti ne zaman?” → İkindi namazından sonra akşam vaktine kadar olan dönemle ilişkilendirilen uyku/dinlenme zamanıdır.
Ama:
“Bu vakitte uyumak kesin olarak yasaktır.” → Böyle genel ve kesin bir hüküm çıkarmak doğru değildir.
Asıl mesele, kavramın hangi kaynakta ve hangi anlamda kullanıldığını bilmektir.
Tarih Bize Zamanın Herkes İçin Aynı Olmadığını Gösteriyor
Eski toplumların günlük hayatını düşünün.
Elektrik yok.
Telefon yok.
Gece boyunca açık dükkânlar yok.
İnsanların büyük bölümü güneşin doğuşu ve batışıyla daha yakından ilişkili bir hayat sürüyor.
Böyle bir dünyada “vakit” sadece saat üzerindeki rakam değildi.
Güneşin konumu, sıcaklık, gölge, ezan, pazarın açılması, hayvanların beslenmesi, tarladaki iş ve aile hayatı birbirine bağlıydı.
İslâm medeniyetinde namaz vakitlerinin hesaplanması da zaman ölçümünün gelişmesine katkı sağlayan önemli alanlardan biri olmuştur. İlm-i mîkāt adı verilen gelenekte güneş, ay ve yıldızlardan yararlanılarak özellikle namaz vakitlerinin belirlenmesi üzerine çalışmalar yapılmış; zaman hesaplamaları için çeşitli tablolar hazırlanmıştır.
Bu açıdan feylûle kelimesine bakınca aslında yalnızca “bir uyku türü” görmüyoruz.
Bir medeniyetin zamanı nasıl algıladığını da görüyoruz.
Bugün ise zamanı telefon ekranındaki dakikalarla ölçüyoruz.
17.00 toplantı.
17.30 mesaj.
18.00 trafik.
18.45 market.
19.15 yemek.
Günün akışını gökyüzünden değil, takvim uygulamasından okuyoruz.
Belki de bu yüzden eski zaman kavramları bize biraz yabancı geliyor.
Peki Feylûle Vaktinde Uyuyalım mı?
Burada tek bir cevap vermek yerine kişinin kendi hayatını düşünmesi daha doğru.
Gece yeterince uyuyan bir insan ikindi sonrası kısa bir uykuya ihtiyaç duymuyorsa kendisini sırf “feylûle” kelimesini duyduğu için uyumaya zorlamasının anlamı yok.
Öte yandan gece çalışmış, yorulmuş veya gün içinde uykusuz kalmış bir kişinin kısa süreli dinlenmeye ihtiyaç duyması da tek başına garip bir şey değildir.
Burada belirleyici olan uyku ihtiyacının kendisi ve bunun kişinin günlük hayatına etkisidir.
Asıl dikkat edilmesi gereken, özellikle uzun ve geç saatlere kayan uykuların kişinin gece uykusunu bozup bozmadığıdır.
Çünkü “eski insanlar böyle yapardı” demek, her davranışın herkes için bugün de aynı şekilde uygulanması gerektiği anlamına gelmez.
Tarih bize fikir verir.
Fakat günlük hayatımızın şartlarını da hesaba katmamız gerekir.
Hikâyenin Sonunda Saat Kaçtı?
Elektrikler nihayet geldiğinde güneş neredeyse batmak üzereydi.
Murat jeneratörü kapattı.
Zeynep Hatice Teyze'ye tekrar uğradı.
Derya defterini açıp bir şeyler yazmaya başladı.
Cemil Usta ise dükkânının duvarındaki eski saati düzeltti.
Derya:
“Dede, şimdi anladım galiba,” dedi.
“Feylûle sadece uyku değil.”
Cemil Usta gülümsedi.
“Bazen bir kelimenin anlamını sözlükten öğrenirsin. Bazen de hayatın içinde.”
O gün eve dönerken güneş batmak üzereydi.
Bir süre gökyüzüne baktım.
Feylûle hakkında araştırmaya başladığımda aklımdaki soru “Saat kaçta başlıyor?” şeklindeydi.
Fakat araştırmanın sonunda soru değişmişti:
“Günün hangi bölümünü fark etmeden geçiriyorum?”
Belki de eski insanların zamanı bizden daha yavaş yaşamasının sebeplerinden biri buydu. Günün bölümlerini yalnızca saatlerle değil, hayatın ritmiyle de ayırıyorlardı.
Bugün ise bazen sabah ile akşam arasındaki saatlerin nasıl geçtiğini bile anlamıyoruz.
Bu yüzden feylûle kelimesi bana yalnızca ikindi sonrası uykusunu değil, günün sonuna yaklaşırken insanın kendisine dönüp bakabileceği bir eşiği hatırlatıyor.
Kısaca Feylûle Vakti Ne Zamandır?
Toparlarsak:
- Feylûle, özellikle Bediüzzaman Said Nursî'nin uyku tasnifinde kullanılan bir kavramdır.
- Bu kullanımda ikindi namazından sonra başlayıp akşam vaktine kadar olan dönemle ilişkilendirilir.
- Kaylûle ile aynı değildir. Kaylûle daha çok öğle civarındaki dinlenme veya uyku anlamında kullanılır.
- Feylûle, namazın müstakil bir vakti değildir.
- “Feylûle vakti geldiğinde uyumak kesinlikle haramdır” şeklinde genel bir hüküm çıkarmak doğru değildir.
- Bu kavramı anlamak için dinî kaynak, tarihî kullanım ve günlük hayat bağlamını birbirinden ayırmak gerekir.
- Günümüzde ise uyku konusunda kişinin gece uykusu, çalışma düzeni ve bireysel ihtiyacı ayrıca dikkate alınmalıdır.
Benim bu hikâyeden çıkardığım en ilginç sonuç şu oldu:
Bazen “hangi saatte uyumalıyım?” sorusundan önce “hangi saatte gerçekten dinlenmeye ihtiyacım var?” sorusunu sormak gerekiyor.
Siz hiç ikindi sonrasında kısa bir uykuya daldığınızda akşamın nasıl değiştiğini fark ettiniz mi?
Ya da çocukluğunuzda büyüklerinizin “İkindiden sonra yatma” dediği oldu mu?
Belki de bu kelimenin en güzel tarafı tam burada: Bizi yalnızca eski bir uyku alışkanlığına değil, kendi günlük hayatımızdaki zaman duygusuna bakmaya davet ediyor.
Kaynak atıflarını metin içinde tutarlılaştırCinsiyet rollerini daha dengeli ve özgünleştir
Kaynak atıflarını metin içinde tutarlılaştır
Cinsiyet rollerini daha dengeli ve özgünleştir
Hikâye ve açıklama bölümlerini daha sıkı bağla